Диалог между двумя старыми друзьями, Мехметом и Селимом, которые встречаются в стамбульской кофейне.
Этот диалог охватывает все аспекты современной турецкой экономики: от стоимости аренды и бензина до цен на продукты и стратегий выживания. В тексте используется живой, современный турецкий язык с актуальными терминами (например, asgari ücret, zam, geçim sıkıntısı).
Актуальные слова и фразы
Сценарий: Hayat Pahalılığı ve Gelecek Kaygısı (Дороговизна жизни и тревога о будущем)
Место действия: Уютная кофейня в районе Кадыкöy, Стамбул.
Персонажи:
- Мехмет: Работает в частном секторе, женат, один ребенок.
- Селим: Фрилансер (графический дизайнер), холост, ищет способы переехать в пригород.
- Mehmet: Selam Selim, hoş geldin dostum. Ne zamandır görüşemedik.
- Selim: Hoş bulduk Mehmet. Vallahi sorma, iş güç peşinde koşmaktan nefes alamıyoruz.
- Mehmet: Haklısın. Ee, ne içersin? Ben bir sade Türk kahvesi söyledim.
- Selim: Ben de bir Americano içeyim bari. Ama fiyatlara baktın mı?
- Mehmet: Baktım maalesef. Geçen ay 40 liraya içtiğimiz kahve şimdi 75 lira olmuş.
- Selim: Şaka gibi gerçekten. Her hafta etiketler değişiyor.
- Mehmet: Sadece kahve olsa iyi. Sabah markete uğradım, iki poşet bir şey aldım, 800 lira verdim.
- Selim: Neler aldın ki o kadar tuttu?
- Mehmet: Temel şeyler abi… Peynir, zeytin, bir koli yumurta, biraz da deterjan.
- Selim: Peynirin kilosu ne kadar olmuş?
- Mehmet: Kaliteli bir beyaz peynir 300 liradan başlıyor. Eski kaşarı söylemiyorum bile.
- Selim: İnanılmaz. Hatırlıyor musun, birkaç yıl önce bu parayla haftalık mutfak alışverişi yapardık.
- Mehmet: Hem de nasıl. Şimdi ise kasaba girmeye korkar olduk.
- Selim: Kıyma kaç para şu an?
- Mehmet: En ucuz yerde 450-500 lira arası. Bonfile falan artık hayal oldu.
- Selim: Bizim gibi orta halli insanlar için et yemek lüks haline geldi.
- Mehmet: Kesinlikle. Ee, senin işler nasıl gidiyor? Tasarım projeleri devam mı?
- Selim: Devam ama müşteri bulmak zorlaştı. İnsanlar önce karnını doyurmaya çalışıyor, reklama para ayırmıyorlar.
- Mehmet: Freelance çalışmanın da zorluğu bu işte. Gelirin sabit değil.
- Selim: Öyle. Bir ay çok iyi kazanıyorum, öbür ay tık yok. Ama giderler hep sabit ve artıyor.
- Mehmet: Kira ne durumda senin? Ev sahibi zam yaptı mı?
- Selim: Yapmaz mı? “Yasal sınır %25” diyorlardı ama kimse dinlemiyor.
- Mehmet: Ne kadar istedi?
- Selim: 10 bin liradan 25 bin liraya çıkardı. “İşine gelirse” diyor.
- Mehmet: Yuh! 25 bin lira bir kira için çok fazla değil mi?
- Selim: İstanbul’un merkezi yerlerinde artık bu fiyatlar normalleşti Mehmet.
- Mehmet: Bizim mahallede de benzer durum var. Yeni taşınanlar 30 bin ödüyor.
- Selim: Asgari ücretin 17 bin lira olduğu bir ülkede 25-30 bin lira kira nasıl ödenir?
- Mehmet: Ödenemez zaten. İnsanlar artık iki-üç kişi aynı evde kalıyor.
- Selim: Ya da ailelerinin yanına dönüyorlar.
- Mehmet: Ben de ek iş aramaya başladım biliyor musun?
- Selim: Ciddi misin? Senin maaşın fena değildi sanki?
- Mehmet: Maaşım fena değil ama çocuk okuyor, faturalar birikti.
- Selim: Doğalgaz faturası ne geldi en son?
- Mehmet: Geçen ay 2 bin 500 lira. Havalar da pek soğuk değildi üstelik.
- Selim: Elektrik, su, internet derken sadece faturalar 5 bin lirayı buluyor.
- Mehmet: Aynen öyle. Bir de ulaşım masrafı var. Arabaya biniyor musun hala?
- Selim: Çok az. Benzinin litresi 40 lirayı geçti. Depoyu doldurmak servet değerinde.
- Mehmet: Ben arabayı satmayı bile düşündüm bir ara. Ama çocukla zor oluyor.
- Selim: Toplu taşıma da ucuz değil ki. Marmaray, metrobüs her gün gidiş geliş dünya para.
- Mehmet: Geçen gün berbere gittim, sadece saç kesimi 300 lira olmuş.
- Selim: Ben artık evde kendim tıraş oluyorum, tasarruf tedbirleri!
- Mehmet: Güldürme beni abi, ama haklısın. Her şeyden kısmak zorundayız.
- Selim: Kıyafet fiyatlarına baktın mı hiç? Bir pantolon bin lira olmuş.
- Mehmet: Evet, geçen gün oğluma spor ayakkabı alalım dedik, en ucuzu 2 bin 500 lira.
- Selim: Eskiden “biriktirir alırız” derdik, şimdi biriktirene kadar fiyatı iki katına çıkıyor.
- Mehmet: En büyük sorun bu: Enflasyon. Para değerini çok hızlı kaybediyor.
- Selim: Peki ne yapacağız Mehmet? Böyle nereye kadar gider?
- Mehmet: Bilmiyorum Selim. İnsanlar farklı seçenekler aramaya başladı.
- Selim: Mesela?
- Mehmet: Bazıları Ege’ye, küçük kasabalara yerleşiyor. “Kendi bahçemi ekerim” diyor.
- Selim: Ben de onu düşünüyorum aslında. İstanbul artık yaşanmaz bir hal aldı.
- Mehmet: Ama orada da iş imkanı kısıtlı. Senin için avantajlı, uzaktan çalışabiliyorsun.
- Selim: Evet, tek avantajım o. Ama orada da internet altyapısı sorun olabilir.
- Mehmet: Doğru. Bir diğer seçenek de yurt dışı tabii. Gençlerin çoğu gitmek istiyor.
- Selim: Bizim yaştan sonra zor be Mehmet. Dil bilmek lazım, düzen kurmak lazım.
- Mehmet: Haklısın. Ama bazen “çocuğun geleceği için değer mi?” diye sormadan edemiyorum.
- Selim: Eğitim masrafları ne kadar senin oğlanın? Özel okul mu?
- Mehmet: Yok, devlet okulu ama yardımı, kırtasiyesi, servisi derken özel okul gibi masraf çıkıyor.
- Selim: Servis ücretleri de arttı değil mi?
- Mehmet: Hem de nasıl! Aylık 2 bin lira sadece servis.
- Selim: İnanılır gibi değil. İnsanlar resmen hayatta kalma mücadelesi veriyor.
- Mehmet: Az önce dışarıda bir lokantanın menüsüne baktım, bir porsiyon döner 350 lira.
- Selim: Dışarıda yemek yemek artık sadece özel günlerde yapılacak bir aktivite oldu.
- Mehmet: Eskiden hafta sonu ailecek dışarı çıkardık, şimdi parkta çekirdek çitliyoruz.
- Selim: O da bir keyif ama insanın canı bazen değişiklik istiyor.
- Mehmet: Tabii ki. Sosyal hayatımız sıfıra indi. Sinema bileti bile 200 lira.
- Selim: Netflix aboneliğine bile zam geldi geçen gün.
- Mehmet: O bari kalsın, tek eğlencemiz o evde.
- Selim: Peki şirketinizde maaş artışı yapacaklar mı bu yıl?
- Mehmet: %40 yapacaklarını söylüyorlar ama gerçek enflasyon %100’ün üzerinde.
- Selim: Yani aslında maaşın artmıyor, reel olarak azalıyor.
- Mehmet: Kesinlikle. Alım gücü düştükçe psikolojimiz de bozuluyor.
- Selim: Sürekli hesap kitap yapmaktan yorulduk. “Bunu alırsam diğerine param kalır mı?”
- Mehmet: Aynen. Geçen gün temizlik malzemesi alırken markasız ürünlere baktım ilk defa.
- Selim: Ben artık hep öyle yapıyorum. Marketlerin kendi markaları daha hesaplı oluyor.
- Mehmet: Deterjan, şampuan, sabun… Hepsi ateş pahası.
- Selim: Bir de teknolojik ürünler var. Telefonun bozulsa yandın.
- Mehmet: Geçen hafta benim telefonun ekranı kırıldı, tamiri için 4 bin lira istediler.
- Selim: Yenisini alsan en düşüğü 15-20 bin liradan başlıyor zaten.
- Mehmet: İkinci el piyasası bile uçmuş durumda.
- Selim: İnsanlar artık eşyalarını tamir ettirip kullanmaya çalışıyor, eski günlerdeki gibi.
- Mehmet: Aslında bu tüketim çılgınlığının bitmesi iyi ama zorunluluktan olması kötü.
- Selim: Haklısın. Seçeneklerimiz daralıyor. Ya çok çalışıp az tüketeceğiz ya da şehri terk edeceğiz.
- Mehmet: Sen ciddi ciddi gitmeyi düşünüyor musun kasabaya?
- Selim: Evet, Çanakkale taraflarında küçük bir yer bakıyorum.
- Mehmet: Orada kiralar nasıl?
- Selim: Buranın üçte biri fiyatına bahçeli ev bulabilirim.
- Mehmet: Kulağa çok hoş geliyor. En azından stresin azalır.
- Selim: Kesinlikle. Domatesimi, biberimi kendim yetiştiririm belki.
- Mehmet: Belki biz de bir gün senin yanına taşınırız.
- Selim: Her zaman beklerim dostum, başımın üstünde yeriniz var.
- Mehmet: Sağ ol Selim. Kahveler de geldi bu arada.
- Selim: Afiyet olsun. Bak, bu kahvenin tadını çıkaralım, 75 lira verdik sonuçta!
- Mehmet: (Gülerek) Doğru söylüyorsun, her yudumu kıymetli.
- Selim: Hayat her şeye rağmen devam ediyor Mehmet, bir yolunu bulacağız.
- Mehmet: Bulacağız elbet. Umutsuzluğa kapılmak yok.
- Selim: Önemli olan sağlık ve dostluk. Para bir şekilde hallolur.
- Mehmet: Öyle abi. Haydi şerefe, daha güzel günlere.
- Selim: Şerefe dostum, her şey gönlünce olsun.
